Hiç aç kalmamış nesil, yemeği gerçekten anlayabilir mi?
Hani “abi gerçekten açlıktan ölüyorum” dediğin değil. Gerçekten beklediğin, o öğünün ne olacağını bilmediğin anlar... Çoğumuz yaşamadık bunu. Eskiden yemek dediğin şey sıradan değildi. Her gün ne yiyeceğimiz belli değildi. Bir şey bulundu mu yenirdi, bulunamadıysa beklenirdi. Şimdi ise dolap dolu ama “ne yesek ya?” diyoruz.
Gerçekten açken kuru ekmek bile iyi gelir derler ya...
Boşuna değil. Açlık varken seçmezsin, bulduğunu seversin.
Bugün seçenek çok, israf da çok. Fast food var, dünya mutfağı var, var da var... Ama yine de tatmin zor. Çünkü artık mesele açlık değil, keyif olmuş.
Ne yiyeceğimizi bile bilemediğimiz anlar var. Aç değiliz ama yiyoruz. Doyuyoruz ama yetmiyor. Belki de eksik olan yemek değil...
Belki biz açlığı bilmiyoruz. O yüzden yemeğin ve mutfağımızın değerini tam olarak bilmiyoruz.
Buğday tarlasını gören şefler açlığı ve israfı daha iyi bilir... Binlerce tam pansiyon oteller, milyonluk israflar, milyarlık açlık nüfusu...
Acı bir gerçek. Dünyada bütün aşçıların görevi açları doyurmaktır. İnsanlar aç kaldıkça biz aşçılar onları doyurmaya çalışacağız. Bakmayın aşçı olduğumuza, gözü açları hiçbir zaman doyuramayacağız.
Sağlıcakla kalın.