Dünyada en kıymetli şeyin zaman olduğunu insan, ancak uzun yıllar geçince anlıyor.
"Bazı insanlar gençliğini mutfakta bırakıyor."
Bu biraz ağır bir cümle, biliyorum. Arkadaşların tatildeyken çalışıyorsun. Bayramlarda çalışıyorsun. Hafta sonları çalışıyorsun. Çoğu insanın dinlendiği günler, senin en yoğun günün oluyor.
Bir bakıyorsun yıllar geçmiş. Kaç doğum günü geçirdiğini hatırlamıyorsun. Kaç aile yemeğine gidemedin, kaç düğün ve davet kaçırdın bilmiyorsun.
Ama hangi serviste kaç kişiye yemek çıkardığını hatırlıyorsun.
Mutfak insana çok şey öğretiyor...
Disiplini,
Sabretmeyi,
Mücadele etmeyi...
Ama bazen bunun bir bedeli oluyor ve o bedelin adı zaman.
Şef olunca zaman biraz farklı akıyor. İnsanlar hafta sonunu bekliyor, biz servisin biteceği saati. Bir bakıyorsun yaz gelmiş, sen fark etmemişsin. Bayram geçmiş, mutfaktasın.
Bir noktadan sonra zamanı takvimle değil, ürünle anlıyorsun. Çilek geldiyse yaz, incir geldiyse sonbahar, mandalina başladıysa kış yakındır.
Galiba şef olunca zamanı yaşamıyorsun. Zamanın içinden geçiyorsun.
Yanlış anlaşılmasın; bu bir sitem değil. Bu mesleği sevmezsen zaten yapamazsın. Ama bazen geriye dönüp baktığında, hayatının en güzel yıllarının büyük bir kısmını mutfakta geçirdiğini fark ediyorsun.
Bu sektörde çok insan tanıdım. Kiminin ellerinde yanık izleri vardı. Kiminin bel fıtıkları, kiminin kaçırdığı anılar...
Bu yüzden birçok meslektaşım sadece yemek yapmıyor; gençliğinin büyük bir parçasını mutfakta bırakıyor.
Herhangi bir restoranda yemek yerken etrafınıza bir bakın. Belki o yemeği hazırlayan kişi, arkadaşlarıyla geçireceği bir akşamı kaçırdı. Belki ailesini göremedi. Belki de gençliğinin en güzel yıllarını o mutfağın içinde geçirdi.
Ama yine de o tabağı en güzel hâliyle önünüze koymaya çalıştı.
Çünkü bazı insanlar sadece yemek yapmıyor. Hayatlarının büyük bir kısmını mutfaklara adıyor.
Mutfakta 30. yılım dolayısıyla bu makaleyi meslektaşlarımla paylaşıyorum.
Sağlıklı yarınlar dilerim.
Sağlıcakla kalın.